13 Aralık 2016 Salı

BU DÜNYADAN BİR HASAN GEÇTİ

              Bazı insanlar vardır ya, kötülüğü olumsuzluğu yanlışlığı konduramazsınız üzerine. "Yok o yapmaz, ona yakışmaz, o değildir" diye ön yargıda bulunuruz hep... İşte Hasan öyleydi, yüzüne baktığınızda dahi anlardınız bir kötülüğün onda mevcut olmayacağını. Hiçbir kötülüğü kondurmadığım gibi ölümü de konduramadım ben Hasan'a... Ölüm hak elbet lakin bazı ölümler vardır ki yarım bırakır sinesinde bazı duygularını insanın.. Geçtiğimiz Cumartesi Günü akşam Beşiktaş-Bursaspor maçından sonra patlayan bombalarla Şehadet makamına eren kardeşlerime konduramadığım gibi... Yorgun argın bir şekilde, tam mesaimiz bitiyor, dinleneceğiz derlerken  ansızın yakaladı ecel onları... Kimi kız istemeye gidecekti o akşam, kimi evine gidip dinlenecekti kimi ise belki sevdiğiyle buluşacaktı... 



 Hasan'da o şehid kardeşlerimizden biriydi ve benim okul arkadaşımdı. Birlikte okulun bilgisayar laboratuvarında vakit geçirirdik, şiir yazardı, hayat doluydu... Okuldan sonra ise sosyal medyadan haberleştik, en son bilgisayar almak istediğini söylemişti bana, sonra aldı mı bilmem lakin şunu biliyorum ki bu dünyadan çok erken gitti benim güzel kardeşim. 



Allah'ın Resulünün sancağı altında şimdi, ne korku var ona ne keder, ne dert ne de tasa, öyle güzel bir makamda ki o artık...


     Ailesinin anlattığına göre iki kez dakikalarla kurtulmuş terör saldırılarından Hasan, Şırnak'a operasyona gittiklerinde ise ailesine Antalya'ya eğitime gidiyorum demiş ve 2 ay boyunca ailesi onu Antalya'da zannetmiş... Bir evlat anne ve babası, kardeşi üzülmesin, tasalanmasın diye Şırnak'a operasyona gittiğini dahi söylemezken zalimler o evladı ailesinden koparıp o aileye en büyük acıyı yaşattılar...


         
Velhasıl-ı Kelâm; bu dünyadan bir Hasan geçti, nice Vefalar,Kadirler,Ademlerin, İlkerlerin geçtiği gibi... Hepsi bu gök kubbede bir hoş seda bırakıp, vazifelerini tamamlayıp bu defteri kapadılar... Ve biz... Biz hâla hayatta olduğumuza göre yapmamız gereken birşeyler var demektir. İşte bu sebeple, sanmasınlar ki vazgeçtik, sanmasınlar ki boyun eğdik, aksine kardeşlerimizin intikamı için daha diri ve daha güçlüyüz. Kanın yerde kalmayacak Hasan'ım, ne senin ne de diğer şehid kardeşlerimizin... Rabbim sana ve bütün şühedaya rahmet eylesin... Bu devlet ve bu millet var olduğu müddetçe sizlere minnettar kalacaktır.

Tüm Şühedanın Ruhu İçin El-Fatiha !

6 Aralık 2016 Salı

BİR İTTİHAD VE TERAKKİ ROMANI "ELVEDA GÜZEL VATANIM"

     Bir gün bir arkadaşım bana, "Sultan  II. Abdulhamid döneminde yaşasaydın, İttihatçı mı olurdun yoksa Sultan yanlısı mı ?" diye sormuştu" Bu soru üzerine biraz durmuş düşünmüş ve  arkadaşıma ''O zamanlar hayatta olsaydım İttihatçı olma ihtimalim vardı. Çünkü bugün severek okuduğumuz yazarların, şairlerin hatta devlet adamlarının bile o zamanlar Abdulhamid'e muhalif ve bir kısmının eski ittihatçılar olduklarını biliyoruz. Bunların içerisinde toplumun en az Abdulhamid Han kadar sevdikleri saydıkları şahsiyetler olan Mehmed Akif,Said-i Nursi, Kazım Karabekir vb. isimler vardı." dedim.Bu saydığım şahsiyetlerin bir kısmı daha sonradan Sultan'a haksızlık ettiklerini, onu anlayamadıklarını söylemişler, bazıları ise fikriyatlarında sabit kalmışlardır. Bugün geçmişe dönülüp bakıldığında Abdulhamid Han'ın o zamanki uygulamalarının imparatorluğun çöküşünü yavaşlattığını ve milli mücadele dönemine giden süreçte önemli rol oynadığını, hariçte ve dahilde düşmanlara karşı bir mukavemet meydana getirdiğini bazı tarihçiler  dile getirmektedir.

     Burada dikkat çekici olan husus toplumun bu iki taraf olarak kabul edilen şahsiyetleri, sanki geçmişte bu insanlar zıt fikriyata sahip değillermiş gibi sevip kabullenmeleridir. En basit örneği İttihad ve Terakki Cemiyeti'nin üç büyük yöneticisinden birincisi olan Enver Paşa'ya muhabbet besleyen insanların çoğu aynı muhabbeti II. Abdulhamid Han'a da besler. Enver Paşa ve beraberindekiler değil midir ki 31 Mart Ayaklanması neticesinde II.Abdulhamid Han'ı tahttan indirmişler ve dahi onlar değil midir ki Payitaht'ta kalmasına müsade etmeyip Selanik'e sürgüne göndermişlerdir. Kanaatimce insanımızın misal olarak verdiğim bu iki şahsa olan muhabbetinin temelinde vatan sevgisi ve vatan için bir şeyler yapabilmek olgusu yatmaktadır. Enver Paşa'da Sultan Abdulhamid'de şüphesiz ki bu vatanın selameti birliği ve bütünlüğü için uğraş vermekteydi. Ne yazıktır ki bu şahısların görüşleri ve yöntemleri arasındaki farklılıklar onları tarih sahnesinde şu anki konumlarına getirdi. Unutmayalım ki bugün II.Abdulhamid Han'a Ulu Hakan diyenler, Enver Paşa'ya da Hürriyet Kahramanı demektedirler... Bunun sebebini yukarıda ziyadesiyle açıkladım.       
     Tam da bu noktada bu konuyla ilgili olarak yeni okuyup bitirdiğim "Elveda Güzel Vatanım" dan bahsetmek istiyorum size; Eski İttihat ve Terakki Fedaisi Şehsuvar Sami'nin dilinden Cemiyetin 20 yılıyla birlikte 1.Cihan Harbi'ne girişimizden Anadolu'yu müdafaa günlerimize kadar geçen süreci anlatan bu roman, aynı zamanda karakterin yaşadığı yarım kalmış bir aşkı, pişmanlıkları ve ikilemleri de içinde barındırıyor...  Sultan II.Abdulhamid'in 31 Mart Vak'ası neticesinde tahtan indirilmesinin ardından, Osmanlı yönetiminde tek söz sahibi haline gelip partileşen cemiyetin, I.Cihan Harbiyle birlikte yok oluşuna giden süreci, cemiyete yıllarını vermiş bir fedainin otobiyografisi tadında bize sunan Ahmet Ümit'in bu romanı İttihad ve Terakki Cemiyeti'ni merak edenleri ziyadesiyle malumat sahibi yapacak bir kitap. Sizlerin de bu kitabı okumanızı içtenlikle tavsiye ederim.